…
Sana geliyordum, her şeyi geride bırakmıştım. Korkularımı, endişelerimi, suskunluklarımı…
Sadece seni seven ‘ben’i almıştım yanıma. Zamanı durdurmuş, yağmuru hissetmiyordum. Ben sana koştukça yollar uzuyordu. Bütün yollar bir sonsuzluk, her sonsuzlukta ise senden bir parça vardı…
Sana geldiğimde, seni karşımda gördüğümde kim olduğumu unutuyor, hayal veya gerçeği ayırt edemiyordum. Gözlerini gördüm önce yıldızlar içine girmiş, gökyüzünün sonsuzluğunu hissettiriyorlardı. Saçların yasak denizler gibiydi, asla yüzemeyeceğim. Dilim tutulmuştu, konuşamıyordum. O iki kelime çıkmıyordu dudaklarımın arasından…
‘seni seviyorum…’
Sanki yollar, evler, ağaçlar dile gelmiş seni seviyorum diyordu, sanki kalbim dile gelmiş bütün dünyaya haykırıyordu seni seviyorum diye… O anda daha hızlı yağıyordu yağmur, daha hızlı akıyordu zaman, daha hızlı dönüyordu dünya ve daha hızlı bir kanat çırpıyordu kuşlar kalbimde…
Hafifçe gülümsedin. Yağan yağmurda gökkuşağı açmıştı. Papatya kokuları geliyordu gökyüzünden. En güzel notalar sarmıştı etrafı. Her şey daha bir güzeldi, sanki. Sadece birkaç dakika için bile olsa güzeldi… sonra ağzından o kelime çıktı, tüm güzel şeyleri yok eden….
‘Olmaz…’ dediğin anda bir rüya olduğunu anlamıştım. Hemen uyanmak istediğim bir rüya, gerçek olmasını istemediğim bir rüya…
Yaşattığın bu rüya için teşekkür ederim…
G.YA